‘Çocuk istismarında kapalı kapılar ardından tanık bulmak zor’

  • 09:01 18 Temmuz 2021
  • Güncel
Sevim Sütçü
 
ANKARA - Çocuğa yönelik cinsel istismarda “somut delil” aranması şartının çocuk açısından birçok sorunu beraberinde getireceğine işaret eden Uluslararası Aile Terapisi Derneği (İFTA) üyesi Sibel Usluer Erenel, hangi konularda çocukların neye ihtiyacı olduğunu belirlemek gerektiğini söyledi. Sibel,  hukuk konusunda ise yargı mensuplarının çocuklar için özel eğitim alması gerektiğini vurguladı. 
 
Kamuoyunda 4’üncü Yargı Paketi olarak bilinen “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Meclis Genel Kurulu’nda 8 Temmuz’da kabul edilmişti. Söz konusu kanun, 15 Temmuz Perşembe günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Pakette yer alan cinsel saldırı ve istismar suçlarında “somut delil” aranması şartına, her kesimden tepkiler gelmeye devam etse de, söz konusu şarta dair çocuklara yönelik nasıl bir yargı sistemi gerektiği ve çocuğa ilişkin psikolojik süreçler üzerinden neler yapılması gerektiğine ilişkin ne yapılacağı ise henüz netlik kazanmış değil. 
 
Satir İnsan Gelişimi ve Aile Terapisi Enstitüsü Kurucusu ve Uluslararası Aile Terapisi Derneği (İFTA) üyesi Uzm. Lisanslı Evlilik ve Aile Terapisti ve aynı zamanda YÖRET Vakfı Yönetim  Kurulu Başkanı Sibel Erenel, çocuk haklarının gelişmesi ve çocuğa yönelik şiddet önleme konusunda karar vericilerin aldıkları kararların, çocuğun üstün yararını sağlamasına dair ajansımıza konuştu. 
 
‘İfşanın gecikmesi için her türlü şey yapılıyor’
 
Çocuk hakları konusunda zaten var olan yasaların uygulanması noktasında yaşanan sıkıntılara işaret eden Sibel, yargı paketi içerisindeki 13’üncü maddede yer alan “somut delil” şartının daha da endişe yaratacağına dikkat çekti. Sibel, “Çünkü bu noktada çocuğun beyanı her şekilde esastır. İstismar şüphesiyle çocuk zaten çok zor şartlar altında ifadeye gidiyor. Kendisi zaten istismar edilmiş. Bu, genellikle gizli, saklı, baskıyla, tehditle yapılıyor. Çocuk çıkarak, güvendiği bir yetişkine söylemiş bulunuyor. Bunu söylemesi de çok zor. Zaten çocukların yaşadığı, travmatik bir durumdur. Bu noktada çocuğa istismar ve şiddet, genellikle uygulayanlar tarafından bunun ortaya çıkmaması için tedbirleri alınarak, çocuğu korkutarak kendine bağlıyor. Onun kendini güvendiği kişi olarak hissettirip çocukta kaybetme korkusu da yaratılabilir. Delil konusunda da bir ses kaydı veya somut delil diye tanımlanabilecek bir delil arkasında bırakmak gibi delil ile ifşanın gecikmesi için her türlü şey yapılıyor” dedi. 
 
‘Çocuğunun beyanı her zaman koşulsuz dikkatte alınmalı’
 
Daha önceki uygulamalarda çocukların zor şartlar altında ifadelerinin alındığını, o ifadelerin geçerliliği ile ilgili sıkıntıların zaten yaşandığının altını çizen Sibel şöyle devam etti: “Şimdi de böyle ‘somut delil’ adı altında ses veya görüntü kaydı istenmesi gerçekten şiddetin olduğunu saptamasını istemesi ki burada çok zor bir şey isteniyor olması zaten endişe verici. Çocuğun beyanı esastır ve zaten kendisi de burada yaşına, gelişimine göre bilmemesi gereken şeyleri bilerek anlatıyorsa bundan daha somut delil olabilecek ne olabilir diye düşünmemiz lazım. Yargı sürecinde zaten eğer sistem iyileştirilirse sadece çocuk beyanı değil, bir adli rapor isteniyor, çocukla görüşen psikoloğun görüşleri isteniyor, doktor raporu isteniyor. Mesela, çocuk izleme merkezlerinde değerlendirilen, ifadelerde tek elden ve bütün gerekli görevliler orda oluyor. Çocuğun bir kere örselenmeden ifade verdiği durumlarda zaten bu sıkıntıların yaşanmayacağını düşünüyorum. Orada da bir delil yetersizliği veya çocuğun çelişkili ifadeleri gibi durumlar da olmuyor. Onun için biz burada çocuklarla çalışan uzmanlar olarak şunu söylemek istiyoruz; Çocuk yalan söylemez, yapılan araştırmalarda çocuklar neredeyse yüzde yüz doğruyu söylüyor. Özellikle bunun üzerinde uzmanlık eğitimi alan bir ekip tarafından veya adli görüşme odalarında alınan ifadelerin kapsamlı incelemelerin herkes için adalet getireceğine inanıyoruz. Ne olursa olsun çok zor şartlarda mağduriyetini dile getiren bir çocuğun beyanı her zaman koşulsuz dikkate alınmalı.”
 
‘Çocuk bir birey olarak görülmeli’
 
Türkiye genelinde çocuk koruma sisteminde aksaklıklar olduğunu kaydeden Sibel, “Özellikle biz çocuk hakları savunucuları olarak yargı sürecinde çocuklara özel bir adalet sisteminin uygulanmasını ve bunun özel bir ihtiyaç olduğunu her seferinde ifade ettik. Çocuğun, yargı sürecinde uzmanlaşmış hakimler, savcılar, adli tıp mensuplarına ihtiyacı var. Çünkü çocuk, her şeyden önce bir yetişkin gibi kendini ifade edemez. Bunun için özel bilgi ve eğitim gerekiyor ki bu çok önemli bir şeydir. Bu koruma sistemini kurmadığımız sürece daha işin koruyuculuk kısmında çocuklarımıza iyi bir mesaj vermemiş olacağız. Aslında çocukları koruma konusunda alt yapımız iyi ve kanunlarımızda yeterli ama işleyişte hem çocuğu kendi başına ‘bir birey’ olarak görmeme, hem de şiddet nedir ve ne değildir konusunda algının değişmediği müddetçe bir güvensizlik ortamı olacak” sözlerini kullandı. 
 
‘Herkesin sorumluluğu var’
 
Ailelerde, çocuklarına yönelik suçlarda failin ceza almayacağına dair bir inançsızlık ve güvensizlik söz konusu olduğunu vurgulayan Sibel,  çocuğu koruma noktasında herkesin sorumlu olduğunu sözlerine ekledi. Sibel, “Herkesin çocuğun şiddet, taciz ve istismardan korunması ile ilgili toplumsal etik, vicdan ve en önemlisi de vatandaşlık görevi olarak da sorumluluğumuz var. Meclis’te maddenin geçmesi ‘acaba’ gibi soru işaretleri yaratabilir. Çünkü çocuğu örselenmeden olabilecek tüm bildirimleri ve bildirim sonrasında, ifadesinin alınması, yargı sürecinde çocuğun yüksek yararı gözetilerek ve çocuğun her adımda ‘korundu’ olarak yapılması gerekiyor. Zaten Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin imzacısı olan bir devlet” dedi. 
 
‘Faillerin yüzde 80’ininden fazla en yakın çevrelerden’
 
İstismar faillerinin yüzde 80’ininden fazla en yakın çevrelerinden olduğunu söyleyen Sibel, “Genellikle istismar eden, çocuğun en yakını olduğu için kafası karışıp normal görebiliyor. Çocuk, toplumdan aldığı algı nedeniyle istismara uğradığını söyleyemeyebiliyor ve yıllar sonra kendinde güç bulduğunda dile getirebiliyor.  Özellikle bedensel ve psikolojik bütünlüğüne bir saldırı olduğunda ister çocuk ister yetişkin olsun travmatik etkileri oluyor. Çünkü kendini değersiz hissetme, utanç, belki de kendini suçlama gibi durumlar da hissedebiliyor ve bu da çocuğun normal yaşamında davranış problemleriyle ortaya çıkabiliyor. Bu, psikolojide çok daha uzun kalabiliyor. Bir diğer durum ise toplumsal olarak mağduriyet yaşamamış çocuklar ve ebeveynler için bir güvensizlik yaratabilir. Güvende hissetmek en büyük ihtiyacımızdır. Onun için tüm kanun yapıcılarının daha güvende hissettirecekleri uygulamaların yapmaları toplumsal ruh durumu için çok çok önemlidir” ifadelerine yer verdi.  
 
‘Belirsizliğin aydınlanmasına ihtiyaç var’
 
İstismara karşı koruyucu ve önleyici çalışmaların gerekliliği üzerinde duran Sibel şöyle konuştu:  “Mesele sadece yargıya gitmek değil, bu konuda koruyucu ve önleyici çalışmalardır. Bu noktada belirsizliğin aydınlanmasına ihtiyaç var. Bu yasa nasıl uygulanacak? 3 yaşındaki bir çocuk bize nasıl bir beyanda bulunabilir? 3 yaşındaki bir çocukla 15 yaşındaki çocuğun kelime hafızası aynı değil, ya da bir yetişkin gibi cevap veremeyebilir. Bu konuda çocuktan ifade alan kişinin gerçekten çocuklarla bu özel durumda yetkin ve bunun eğitimini almış biri olması gerekiyor. Adli Tıp’taki çalışanların kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu çocuklar nezdinden nasıl davranmalı? Aslında bazı şiddet durumlarında toplumun önünde açık bir şekilde fiziki şiddet gerçekleşip herkes tarafından görülebilir ve tanık olabilir. Ama çocuk istismarı, kapalı kapılar ardında yapılmış ise tanık bulmak da zor, çocuğun ifadesini almak da zor.” 
 
‘Failin ceza alması iyileşmenin bir parçasıdır’
 
Çocuk istismarında iki önemli noktaya dikkat çeken Sibel, bu noktaları şöyle özetledi: “Birincisi, çocuğun yaşadıkları.  Aile, onu korumak için tedbirini almak durumundadır. Bir çocuğun iyileşmesi için hem ruhen hem de bedenen müdahaleler gerekecek. İkincisi ise faillin cezalandırılması. Failin ceza alması, iyileşmenin bir parçasıdır. Bu paket böyle geçti diye istismara uğrayan bir çocuğu yarı yolda bırakmayız. Çocuk koruma merkezlerine, Aile Bakanı’na ve mağdur çocuk davalarına bakan hukukçulara iş düşüyor. Bunun için kanunun vermiş olduğu tüm yetkileri, yargı mensuplarının tüm yetkilerini kullanarak, çocuğun beyanını da çok önemli bir delil sayarak yola çıkmaları gerekiyor.” 
 
‘İstismarın artmasının sebebi nedir?’
 
Türkiye'de yapılan kimi araştırmalara göre, çocuk istismarının arttığını ve her dört çocuktan birinin cinsel istismara maruz bırakıldığını ifade eden Sibel, son olarak şöyle dedi: “Cinsel istismarın artmasının sebebi, toplumdaki şiddet algısı ve çocuğu bir birey olarak görmemek. Çocuğu kendisinin bir uzantısı olarak görmek veya bir meta olarak görmekle alakalı bir durum. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle cinsel istismar artmakta diyebiliriz. Toplumun algısının değişmesi gerekiyor. Aslında toplumsal olarak şiddet konusunda duyarsızlaştık. ‘Ne var ki canım ben de annemden babamdan dayak yedim’ dediğimizde ‘şiddet döngüsü’ bir durum var. Kuşaklar arasında aktarılan bir davranış şiddet olarak kendini tekrarlıyor. Hem bireysel hem aile hem de toplumsal odaklı çalışmalar yapılması gerekiyor. Bu algı değişmediği sürece şiddetle mücadele etmemiz çok zor ki bizler de bu algının değişmesi için çalışıyoruz.”